Bir arkadaÅŸtan dinlemiÅŸtim.
Tunceliye atanan Din Bilgisi öğretmeni ilk girdiği derste öğrencilere hitaben der ki;
“Sevgili öğrenciler, aranızdaki sünni kardeÅŸlerimden özür dilerim; ben onlara pek faydalı olamayacağım. ÇünKü ben bir Aleviyim. O yüzden de dersimi anlatırken Alevi inancına ve onun önderlerine göre anlatacağım.
İlk defa böyle bir şey duyan öğrenciler sevinirler ve daha önce hiç bir Din bilgisi öğretmenine göstermedikleri ilgiyi gösterirler.Daha önce dersleri sabote edenler,öğretmeni çileden çıkarıp dersleri engelleyenler yada önyargılı sorularla öğetmenleri terleten öğrenciler bu yeni öğretmene kalblerini ve gönüllerini açarlar.artı Din Bilgisi dersi onların en sevdikleri derstir.
Öğretmen derse başlarken mutlaka şöyle başlar;
Sevgili öğrenciler,Hazreti Ali Efendimiz der ki; “İmanın ÅŸartı altıdır.”
Ve başlar iman esaslarını anlatmaya.Daha önceki öğretmenlere 40 değişik soru soran çocuklar dersi güzelce dinlerler ve iman esaslarını nedenini niçinini öğrenirler.
Sevgili öğrenciler,Hazreti Ali Efendimiz buyurur ki; “İslamın ÅŸartı 5′tir.”
Öğretmen öğretmenliğinin en güzel günlerini burada geçirir. Öğrencilerde en güzel din dersini burada öğrenirler.
Biraz ilm-i siyasetle öğretmen dersini anlatır.
Bu olay nereden aklıma geldi.
Baykalın hazırlattığı meÅŸhur “Din de bizim, devlette bizim, millette bizim” ve “ya olduÄŸun gibi görün ya göründüğün gibi ol ” afiÅŸleri bana bunu hatırlattı.
Büyük bir kitle var aslında yüzde yirmiye tekabül eden.
Bu insanlar dini söylemlere karşı önyargılılar.
Onlara da dinimiz anlatmak boynumuzun borcu.
İşte diyorum ki Baykalın bu açılımı büyük bir fırsat.
CHP bugünden tezi yok artık bu faaliyete girişmeli ve dinle bu kitleyi barıştırmalı.
CHP kurmaylarının ülkeye yapacağı en büyük iyilik bu olacaktır.
Hazır zamanda, zeminde müsaitken CHP yada İş Bankası yayınlarından bu minvalde eserler çıkmalıdır.
Ezcümle:
1-Çocuklar için Resimli Namaz Hocası.
Baykal abdest alırken,namz kılarken resmeden Namaz hocaları CHPli vatandaşlarımızın evlerinde bulunmalıdır.
Zira bu kitle baÅŸka yayınlardan çıkan namaz hocalarından iÅŸkillenmekte ve “eyvah irtica” kabusu görmektedir.EÄŸer namaz hocasını CHP bastırır ve resimlerde namaz kılan kiÅŸi de Baykal olursa rahatlıkla çocuklarına namazı öğreteceklerdir.

2-Gençler için güsul abdesti vesayre gibi zaruri bilgiler ihtiva eden Gençlik ilmihali mutlaka bastırılmalıdır.
Çünkü bu gençlerimizde malum korkulardan dinden uzak durduklarından gusül, oruç,teyemmüm kelimei şehadet gibi temel bilgilerden yoksun bulunmaktadırlar.
Ne orucu bozar ne zaman gusül alınmalıdır bunlar mutlaka kitapta olmalıdır.
Cenaze namazı nasıl kılınır?,Kaç rekattır sorusunu rahatlıkla cevaplayabilmelidirler.
Taziyeye gidince ne denir, ne denmez? bunlar mühim şeylerdir.
Bu gençlerimiz bunları bilmediklerinden bir müslümanın taziyesinde “toprağı bol olsun” gibi gaflar yapmaktadırlar.
Yalnız mutlaka kitabın başında Baykalın resmi bulunmalı,Mehmet Sevigenle beraber kıldıkları namazlar resimlere yer verilmelidir.
3-Hanımlar rehberi;oje abdesti bozar mı,başörtüsü olmadan namaz olur mu?Bunlar CHPli hanımların merak ettiği konulardır.Bu kitleyi rakip takıma kaptırmamak için mutlaka bu eksik giderilmelidir.
4-Hac rehberi:Sosyete elden gidiyor değerli yetkililer.Hac turlarına CHP el atmalı artık umre ve hac ziyaretleri partinin gençlik,kadın ve ihtiyarlar heyeti tarafından tertip edilmelidir.
Bu yüzdende CHP antentli Hac rehberi mutlaka lazımdır.
Baykal hocanın tavaflardaki ihramlı,başı matruş resimleri mutlaka bulunmalıdır
Benden söylemesi

Tarih : Mayıs 8th, 2008 Yorum : Yorum Yok Kategori : yaşanmış irtica geyikleri
Etiket :

Tuncay Arabistan’a laiklik ihraç edecek!
Vakit gazetesinin haberine göre Tuncay Özkan Suudi Arabistana Laiklik ihracatına hazırlanıyormuş.Büyük düşünen adamları severim.Tabii hep biz elalemin hamlelerine karşı savunmada olacak değiliz.Biraz da onlar düşünün bakalım.Bakalım bu badireyi nasıl atlatacaklar.

Eski yazılarımızdan birinde bahsetmiÅŸtik.”Türkiye gibi büyük bir ülkede darbe planları yapan bu gruplar küçük düşünmemeliler.Artık büyük düşünmenin vakti gelmiÅŸtir de geçiyor dostlar.” demiÅŸtik
Bu gün bu arzumuzun yerine getirildiğini görmekle bahtiyarız.
Bizim Amerikadan,Fransadan,İngiltereden,Rusya yada İrandan ne eksiğimiz var.Elbette bizde dünyanın çeşitli ülkelerine eşi benzeri olmayan laikliğimizi ihraç etmeliyiz. Amerika demokrasi ihraç ediyor, Rusya kominizm ihraç ediyor, İran şeriat ihraç ediyor da biz neden böyle kösülüp kalalım.
Hangi ülkenin bizim gibi bir Laikliği var;Hiçbirinin.
Hangisinin bu sisteme ihtiyacı var ;Hepsinin.
Demekki mal dersen hası var.
Alıcı dersen gani, kıyamet gibi.
Öyle “vay ülkemizde neden petrol çıkmıyor,neden doÄŸal gaz yataklarımız yok, neden Almanya gibi güçlü bir sanayimiz yok” diye ağıtlar yakmanın ne alemi var. Elimizdeki deÄŸerlerin kıymetini bilelim yeter. Bizde herÅŸey var yeterki müteÅŸebbis Türk insanının önü açılsın, imkan verilsin yeter.
Yalnız haberde ihracatın nasıl yapılacağı açık bir şekilde belirtilmemiş.Yani Laik düşünce sisteminin,Laik felsefenin yada Laik bilim anlayışının nasıl bu ülkelere ihraç edileceği pek düşünülmemiş galiba.Eğer Müteşebbis Tuncay bey bunu fikirlerini yayarak ihracatı gerçekleştireceğini sanıyorsa fena halde yanılıyor demektir.
Zira bu ülkelerin insanları öyle pek fazla kitaba, hitaba gelmezler.Boş yere vakit kaybı olur.
Benim kendilerine bu konuda naçizane bir önerim olacak:Şu anda hapishanelerde tutulan değerli insanlarımız var(Ergenekon tayfası). Bu insanları hapislerde çürüteceğimize bu ülkelere intikallerini sağlasak diyorum. Türkiye gibi büyük bir ülkeyi bu kadar uğraştıran bu ekibin önünü açalım, bize senede asgari üç-beş ülkenin anahtarını getirip teslim etmezlerse adam değilim.
Un var,YaÄŸ var,Åžeker var…
Ne duruyorsun helva yapsana,helva yapsana…
Emekli askerlerimiz, istekli basın yayın organlarımız,Sivilliği kendinden menkul toplum örgütlerimiz hepsi, hepsi mevcut.
İdeoloji dersen kapı gibi,yürek dersen mangal gibi,ekip dersen canavar gibi..
Ne duruyorsun kardeÅŸim,neyi bekliyorsun..
Dünya selam durmuş seni bekliyor.
Suudi Arabistanın mazlum halkı seni bekliyor.
Sende burda durmuş kös kös oturuyorsun .
Yakışıyor mu..
Åžimdi Åžener Eruygur PaÅŸamıza deseler ki; “PaÅŸam himmetinizle falanca ülkede bir devrim yapmak istiyoruz.LaikliÄŸi ihraç etmek istiyoruz.Dünya halkları laikliÄŸe muhtaç.”
Hayır mı diyecek! Görevden mi kaçacak! Hiç sanmam.
Sevabına yapar, hayrına yapar, ölmüşlerinin ruhu için yapar.
Sadece yapılması gereken hedef göstermek.
Yanına ver üç gazeteci,iki savcı,beş emekli subay,iki işadamı bak bakalım nasıl darbe yapılıyor, laiklik nasıl ihraç ediliyor.
Üç gün sonra bir ülkenin altın anahtarlarıyla gelmezlerse bende bu siteyi kapatırım arkadaş.
Biz burada boÅŸtan yere birbirmizi yiyoruz.
Açın Türkiyenin önünü
Açın Türkiyenin önünü
(Çok fazla mı Cem Uzan oldu acaba?)

Tarih : Mayıs 8th, 2008 Yorum : Yorum Yok Kategori : Güncel
Etiket :

15 yıllık gazeteci Yüksel Göktürk, Vatan Gazetesi’nde çalıştığı dönemde kurmaca haberlere nasıl gittiÄŸini ve neler yaÅŸadığını yazdı. Göktürk’ün aktardıkları bu kadarına pes dedirtti.

Bir kısım medyanın düzmeceden ibaret haberleri herkesin malumu. İnsanların ibadet etmesine bile tahammül edemeyen medya, ya yalan haber silahına sarılıyor ya mübalağa bombasına.
Malzemeyi vahÅŸi doÄŸasına uygun düşecek ÅŸekilde, tabiattan topluyor: Kimi zaman namaz kılan bir piknikçiye memleketi ‘İran’a çeviren molla muamelesi muamelesi yapıyor, kimi zaman da uçağın yönünü kıbleye çeviren gizemli adamları manÅŸete taşıyor. Avdan eli boÅŸ dönünce erkek muhabirine çarÅŸaf giydirip ‘İran usulü kayak’ manÅŸetini patlatıyor(!) Ne kıvırma bitiyor ne yalan…GeçtiÄŸimiz günlerde muhabirim.com adlı internet sitesinde bir yazı kaleme alan 15 yıllık gazeteci Yüksel Göktürk, Vatan Gazetesi’nde çalıştığı dönemde kurmaca haberlere nasıl gittiÄŸini ve neler yaÅŸadığını yazdı. Medyanın, çalışanların birçoÄŸunun yalan haber yapmaya zorlandığını anlatan Göktürk, Vatan Gazetesi’nden atılmasını da bu tür tatsız olaylardan duyduÄŸu rahatsızlığı yöneticilere aksettirmesine baÄŸlıyor. Büyük bir çoÄŸunluÄŸu Müslüman olan bir ülkede ibadetin haber deÄŸeri taşımadığını anlatan tecrübeli haberci, “Papa’nın namaz kılması bir haberdir ama bir Müslüman’ın kıldığı namazın haber deÄŸeri yoktur. Çünkü dinî vecibesini yerine getiriyor.” diyor. Vatan Gazetesi’nde çalıştığı dönemde kendisinin de bu türlü bir düzmece haber yapmak için görevlendirildiÄŸ ini söyleyen Göktürk, “Habere ne amaçla gittiÄŸimi düşündükçe kendimden nefret ettim, insanlığımdan utandım.” diyor.
Bazı gazetelerin satırlarını her daim ‘namaz haberleri’ süsler. Kimileri, bir yolcunun ‘Uçağın yönünü kıbleye çevirin; namaz kılacağım.’ dediÄŸi maskaralığına inandırmaya çalışır milleti, kimisi ‘Yolda zorunlu namaz molası’ verildiÄŸine; bazısı çıkıp ‘Kız lisesinde namaz baskısı var’ yalanını hazırlar, bir diÄŸeri gidip piknik yerlerinde avını bekleyen bir çakal edasıyla pusuya yatar. Ta ki karanlık bir piknikçi çıkıp namazını kılsın ve ‘bomba haber’in ışıltısı tüm gazeteyi sarsın! Sonra da zevkle döşensin gazetelerinin manÅŸetine, fotoÄŸraf altı haber: “İrtica piknikte!”
Bu türlü haber saplantısı olan gazeteler ve televizyonlar, çalışanlarını mütemadiyen gönderir namaz haberlerine. Onlar da istese de istemese de karanlık Türkiye’nin fotoÄŸrafını çekmek zorundadır. Yazı iÅŸlerinin marifetli ellerine bırakılır gerisi. Sonrasında medya yine bekleneni yapar ve çarÅŸaf çarÅŸaf aydınlığa çıkarır karanlığa sürüklenen ülkemizi. GeçtiÄŸimiz günlerde kuruluÅŸundan itibaren Vatan Gazetesi’nde çalışan ancak kısa bir süre önce iÅŸinden ayrılan tecrübeli muhabir Yüksel Göktürk, tam da böyle bir haber deneyimini kaleme aldı bir internet sitesinde. Aktardığı vak’alar Türkiye’nin asıl olarak kimler tarafından gerildiÄŸini ve ikiliÄŸin nasıl çıkarılmaya çalışıldığını anlatması bakımından da manidar.

Göktürk’ün anlattığına göre bir gün bir Vatan okurundan istihbarat gelir. Okurun verdiÄŸi bilgiye göre İstanbul’un güzide mesire yerlerinden biri olan Emirgan Korusu’nda bir grup çarÅŸaflı kadın namaz kılmaktadır. Bu çok mühim bilgiyi deÄŸerlendiren haber müdürü, koÅŸar adım Göktürk’ün yanına gelir ve baÅŸlar trajikomik olaylar… O sırada sükunet içinde haber yazmakta olan Yüksel Göktürk, bir yaygarayla irkilir. KoÅŸar adım yanına gelen müdürü, “Yüksel çabuk koooÅŸ! Emirgan Korusu’nda kara çarÅŸaflı kadınlar toplu halde namaz kılıyormuÅŸ. Hemen çek gel.” diye haykırır. Ancak Yüksel, bir an “Ne var bunda. Burası Müslüman bir ülke. Tabii kılacaklar.” diye geçirir içinden. Göktürk, okurlardan bu türlü istihbaratları n ara sıra geldiÄŸini ve altında yatanın da tamamen din düşmanlığı olduÄŸunu vurguluyor. Göktürk, “Anlaşılan en az bizim haber müdürü kadar beynamaz biri, yemeden içmeden telefona sarıldı ve dinsiz basının silahÅŸorlarından Vatan’ı aramayı akıl etti. Sonrası malûm…” diye anlatıyor yaÅŸadıklarını.
Neticede kendisine makul gelmese de bu, yöneticiler nazarında bir haberdir ve bu habere gidilecektir. Mecidiyeköy’de bulunan gazete binasından Emirgan Korusu’na gidene kadar cemaatin dağılacağını kestirmiÅŸtir Göktürk. “Saate baktım 14.30 gibiydi. Vakit namazı kılıyorlarsa öğle namazıdır ve en fazla 20 dakikada biter. Kaza kılıyorlarsa daha kısa sürer. Yok Emirgan Korusu’ndaki güzel tabiatı görünce Allah’a verdiÄŸi nimetlerden ötürü şükür namazı kılıyorlarsa o daha da kısa sürer.” diye düşündüğünü anlatıyor tecrübeli muhabir. Trafik açık olsa bile yol en az yarım saat sürecektir. Göktürk, bir yandan hazırlanıp bir yandan da bunları düşünürken, ikinci bir haykırışla irkilir. Ülkesini aydınlığa (!) çıkarmak için bağıran ses: “Daha duruyor musun Yüksel! Çabuuk, hepsini çek… DeÄŸiÅŸik açılardan çek…Çabuuk!” demektedir.
Hikayenin hazin tarafı burada baÅŸlar. Göktürk, habere giderken çalıştığı yeri, kime ve neye hizmet ettiÄŸini düşünmeye dalar. Derken Emirgan Korusu’na gelmiÅŸtir. Mescidin etrafına bakınır ama namaz kılanları göremez. Bu hazin hikayenin geri kalanını ÅŸu cümlelerle ifade ediyor Yüksel Göktürk: “Biraz aÅŸağılara indim. Haa iÅŸte ordalar! Kara çarÅŸaflı gerici kadınlar.
Muhtemelen namaz eylemini bitirmiÅŸler, ÅŸimdi de yanlarında getirdikleri yiyeceklerle kendilerine piknikçi süsü vermeye çalışıyorlar. Gerçekçi olsun diye de yanlarına çocuklarını da almışlar. Sofralar kurulmuÅŸ; börekler, sarmalar, pastalar yerleÅŸtirilmiÅŸ sofraya çocuklar etrafta oyunlar oynuyor. Biz yer miyiz bu piknik numarasını! Hemen sarıldım fotoÄŸraf makineme. Bastım deklanşörüne. BoÅŸ deÄŸil ha bu kara çarÅŸaflı kadınlar, hemen uyandılar. Durup dururken niye fotoÄŸrafımızı çekiyor bu keçi sakallı diye homurdanmaya baÅŸladılar. İçlerinden biri ‘Ne çekiyorsun’ diye diklenecek oldu, muhabir çevikliÄŸiyle ‘Piknikçilerle ve çevre temizliÄŸiyle ilgili haber yapıyoruz da’ yalanını uyduruverdim. Kendimden ve insanlığımdan utanarak. Dışarıdan görünmüyordu ama kalbim kanıyordu. Öyle bir kanıyordu ki sanki insanlığım, Müslümanlığım ölüyordu içimde. Bir taraftan fotoÄŸraf çekiyor bir taraftan da beni buraya namaz kılanların fotoÄŸrafını çekmeye gönderene, ona haber verene, namaz kılmayı suçmuÅŸ gibi gösterenlere, onu imansız yetiÅŸtiren sisteme, öğretmenine, öğretmeyenine… Daha sonra aynı gruptan olduklarını tahmin ettiÄŸim ve kadınlardan az ötede sofra kurmuÅŸ, biri ak sakallı hacı ikisi genç üç kiÅŸinin yanına yaklaÅŸarak Allah’ın selamını verip aldım. Onlar da kıllanmıştı fotoÄŸraf çekmemden. Hacı beni sofraya davet etti. BaÄŸdaÅŸ kurup oturdum yanlarına. DoÄŸrudan girdim konuya. Çünkü kadınlara yaptığım haberin masum olduÄŸu yalanını söylemiÅŸtim ve bir baÅŸka yalanı yüreÄŸim götürmezdi. ‘Hacı buraya niye geldim biliyor musun?’ diye sordum. Hacı ‘Bilmiyorum niye geldin evlat?’ dedi. Burada kara çarÅŸaflı kadınlar topluca namaz kılıyormuÅŸ. Bunu görerek rahatsız olan biri bizim gazeteyi aramış. Benim müdür de beni gönderdi namaz kılan kara çarÅŸaflı kadınları çekmem için. Ben buraya namaz kılan kara çarÅŸaflı kadınları çekmeye geldim’ dedim. Hacı da ben de sustuk. Sonra hacı ‘O namaz kılanlar bizdik. Suç mu iÅŸledik namaz kılmakla?’ dedi. Diyecek bir ÅŸey bulamadım. BaÄŸcılar’da bir kursun katılımcıları olduklarını anlattı hacı amca. Havalar ısınınca kurs verenler, tüm kursiyerleri bir otobüse bindirip İstanbul’un nadide güzelliklerinden olan Emirgan Korusu’na piknik yapmaya getirmiÅŸler. Namaz vakti gelince namaza durmuÅŸlar. Mescit küçük olduÄŸu için bazıları dışarıda, çimlerin üzerinde eda etmiÅŸ namazını. Hepsi bu. Bunu gel de kendini aydın sanan gazete yönetimindeki zavallılara anlat. Orada hacıyla ve diÄŸer iki arkadaÅŸla uzun uzun sohbet ettik. Nasıl oluyordu da nüfusunun yüzde 99′u Müslüman olan bir ülkede namaz kılmak garipseniyor, namaz kılanlar gerici ilan ediliyor, dinini yaÅŸamak isteyenler nasıl infaz ediliyordu. Bunun cevabını aradık. Vakit dardı, bulamadık. Aslında bulduk da yeri deÄŸil.”
İşe alırken ‘namaz kılman sıkıntı olur’ deselerdi çalışmazdım
Basın dünyasının hatırı sayılır bölümünde, Vatan gibi bir gazetede sözgelimi, inançlı bir insansanız, yani cuma ya da bayram namazına gidiyorsanız ‘dinci’ olursunuz. Birlikte çalıştığımız kiÅŸilerden biri bir keresinde, “Yüksel ben seni araÅŸtırdım. Sen ‘hacı hocaymışsın” dedi. Bunu diyen üniversite okumuÅŸ, görünüşte eÄŸitimli biri. EÄŸer inançlı bir insansan bitti. Herkes bunu yaşıyor gazetecilik yaparken. Sorarsan eÄŸer namaz kılmak yasak deÄŸil ama mahalle baskısı, servis baskısı ve medya baskısı var iÅŸte. Onların mantığına göre ‘Bizden deÄŸilsin.’ Sadece haftada bir cuma namazına gitsen bile sen öteki Türkiye’sin. Bu bünye almıyor seni. Ancak yalvaracak da deÄŸiliz ‘beni al’ diye. Ben sana yalakalık etmek, inancımdan kiÅŸiliÄŸimden taviz vermek zorunda deÄŸilim. Vermem de zaten. Sen bana iÅŸe alırken sigara içiyor musun diye sordun, üniversite mezunu musun diye sordun, tecrübelerimi sordun. Niye oruç tutuyor musun, namaz kılıyor musun diye sormadın. O zaman almazdın. Benim geçmiÅŸimi bilerek aldın.

İçlerindeki aÄŸrı inançlı insanların baÅŸa gelmesi. İnançlı bir insan nasıl cumhurbaÅŸkanı olur, nasıl baÅŸkomutan olur. Orası 3-5 kiÅŸinin kalesi deÄŸil, orası tüm Türkiye’nin ve Cumhuriyetin kalesi. ‘İyi de namaz kılıyor.’ diyorlar. Kılsın… Sana ne, kime ne… Eskiden zencilerle beyazlar arasında bir mücadele vardı. Beyazlar zencileri nasıl görüyorsa biz de onların gözünde öyleyiz. Ben Vatan Gazetesi’nde 5 yıl zenciydim. Onlar Beyaz Türk ben zenciyim. O kesim öyle görüyor. Medya kuruluÅŸlarının başındakiler beyaz Türk. Seninle aynı lokantaya gitmezler. Seninle aynı alışveriÅŸ yerine gitmezler, senin içtiÄŸin yerden su içmezler. Aynı havayı teneffüs etmezler. Bundan rahatsızlık duyarlar. Sadece ben YeÅŸilköy’de oturayım. Orası güzel bir semt olsun ve sadece ben yaÅŸayayım. BaÅŸka semtler olmasın, ben onlarla bir deÄŸilim. Onlar varoÅŸ. GeliÅŸmesini istemiyorlar ülkenin. EÄŸer birinin cebinde para olacaksa benim cebimde olsun, onların cebinde olmasın.
Ben yıllarca Vatan Gazetesi’nde zenci olarak bulundum. Ama zenciliÄŸimden hiçbir zaman utanmadım, gocunmadım. Dimdik durdum, çünkü zenci olmak suç deÄŸil. Bana iÅŸe alırken namaz kılıyorsan sıkıntı olur deselerdi ben zaten orada çalışmazdım. Benim babam uzun yıllar yurtdışında kaldı, orada böyle bir sıkıntı çekmedi. Orada senin namaz vaktin geldi namaz kılmayacak mısın diyorlardı. Burada saygı gösterilmediÄŸi gibi horlanıyor.

Kaynak:http://www.bugun.com.tr/haber_detay.asp?haberID=23827

Tarih : Mayıs 8th, 2008 Yorum : Yorum Yok Kategori : kartel medyası
Etiket :

Bugün mutat üzre basını ta’kiyb ederken gözlerime iliÅŸen ÅŸu haber uzun zamandır aklımda olan bir fikrin neÅŸvu nema bulmasına sebep oldu.
haber ÅŸu:
KOZ-MATİK, markalı oje, ıslak mendil, maskara, aseton vb. ürünlerin, parfümlerin pratik bir ÅŸekilde edinilebileceÄŸi otomat sistemiyle çalışıyor. “KOZ-MATİK”, metrolar, vapur iskeleleri, tren istasyonları, oto-garlar, alışveriÅŸ ve iÅŸ merkezleri, okullar gibi sirkülâsyonun yoÄŸun olduÄŸu alanlarda yer alacak. Her kesimden insanın ihtiyaçlarına cevap verecek olan KOZ-MATİK noktalarında ürünler, bozuk parayla ve son derece uygun fiyatlarla alınabilecek.Basından
Efendim Türk müteşebbisini ayakta alkışlıyorum.
Dahice bir fikir.
Bendenizde uzun zamandır abdest almayı kolaylaştırıcı bir Abdestmatikin icadı ile fikren meşgul idim.
Malumunuz üzre biz mürteciler günde beş vakit namazla mükellef olduğumuzdan ve dahi namaz abdest iktiza ettiğinden ve dahi abdest almak dahi her zaman müşkül olduğundan ve dahi namaz vakitleri işte,yolda,belde,stadda,uçakta,trende vuku bulduğundan, ve burada olan insanlar abdest almak üçün çoklu müşkülat çektiğinden kanaatimce böyle bir makinaya ihtiyaç vardı.
Zira namazın zaruret halinde oturarak kılınmasında mahzur bulunmamakla birlikte abdest olmadığında namaz kılınamamaktadır.
Demek ki neymiş; namaz kılmak müşkül değil abdest almak müşküldür.Namaz üçün abdest şart ve elzemdür.
Yani misal üçün İstanbul-Ankara seferini yapamakta olan bir trenda seyahat eden adamın abdest alması oldukça müşküldür.İşte böyle bir zamanda Abdestmatik ona kolayca abdestini aldırırsa bu kişinin namaz kılması kolay olur.
O sebepten bu ihtiyacı karşılamak için abdestmatikler uygun görünüyor.
Bu makina icad edildiğinde parkta,bayırda,otelde,stadyumda,sinemada ve dahi herhangi bir mekanda namaz kılmak isteyen kişiler derhal abdestmatiğe müracaat edecek, abdestini alub derhal koltuğuna oturup namazını kılacak.
Böylelikle namaz vakitleri geçmeyecek.
Şöyle kafanı sokunca gargara,mazmaza,yüz ve meshi,elini kolunu sokunca o uzuvların yıkanmasını ve dahi ayakları yıkayacak bir abdestmatik icadı.
AynÅŸtayın dermiÅŸ ki; “Bana hayalinizi getirin size gerçekleÅŸtireyim.Zor olan hayal etmek, kolay olan hayali gerçekleÅŸtirmektir.” Rahmetli hayatta olsaydı “al sana hayalim, gerçekleÅŸtir bakalım” derdim ama dünyasını deÄŸiÅŸeli yıllar oldu. Hem rahmetliyi bulmak müşküldür. Amerikaya varıp, ol pire ulaÅŸmağüçün harcıyacağın para ve zamanla bunu rahatlıkla icat edebilirsin.

Türkiyemizde bunu icad edecek beyinler yok mudur?
Beyit:
“Vatanın baÄŸrına düşman dayasın hancerini
Bulunur elbet kurtaracak bahtı kara maderini.”..
Elbette vardır.
Ancak bunları harekete geçirmek lazımdır. Ama nasıl?

İşşte böyle:
Müsabaka iylanı:

Bendeniz bu potansiyeli harekete geçirmek maksatlı bir Müsabaka (yarışma) tertibine karar verdim.
Bu makineyi çizen krafikere 1 kg ala kürek helvası, vucüda getiren şahsada 2,5 kg alasından met helvası göndermeyi taaahüt ediyorum.

Hakem heyeti:fikiralemi kardeşimi ve FırtınaTürk3005 kardeşlerimi hakem ilan ediyorum.

Önemli iykaz:

Bu yazıyı yazarken vakıf oldum ki irtica memleketi malezyanın uyanık esnafı önce davranarak böyle bir ucube makina icad etmişler.Ancak rekabetten kalite doğar hesabı, ve dahi kolaylaştırınız emri çerçevesinde ve dahi malezyalılara hadlerini bildirmek üzere yarışmanın devamına karar verdim. Pilavdav dönenin kaşığı kırılsın.
Ancak bazı uyanık iÅŸportacıların “kolonyalı mendil nevinden kullan at türü abdestmatik”leri size yarın trende,vapurda bu irtica hocanın yarışmasında birinci olmuÅŸtur diye yutturmalarına kanmamak için bu müsabakanın sonucunu takiyb ediniz.

Yarışma başlamıştır,

Tarih : Mayıs 8th, 2008 Yorum : Yorum Yok Kategori : Prof. İrtica, bizden yansıyanlar
Etiket :

Türkiyede her gün yaÅŸanan tartışmalardan biride “Acaba muhafazakarlaşıyor muyuz?” sorusudur.

Bu soruyu aklımın yettiÄŸi günden beri duyarım. Anti-muhafazakar kesimler hergün farklı bir örnek vererek bu soruyu sorarlardı. Bu sorunun günceli ”Tehlikenin Farkındamıyız?” sorusudur. O günlerde açıkça bunu söyleyemeyenler “Türkiye muhafazakarlaşıyor mu?” sorusunu sorarlardı. “Önlem alın,laiklik elden gidiyor”anlamına gelen kibar bir ikazdı.Tabii, bu ikazlara kulak asan olmadı.

Öyleyse buyurun cenaze namazına;

Kurbanlı, tekbirli 1 Mayıs! (haberi linkte)

İmam dualar okudu, işçiler memurlar kol kola halay çekti!
VAN’da 1 Mayıs, tekbir ve kurban kesilerek kutlandı. Van Gölü Elektrik Dağıtım A.Åž. (VEDAÅž) önünde toplanan işçiler, kurban kesip, dualar okuyup, davul zurna eÅŸliÄŸinde halay çekerek 1 Mayıs’ı kutladı.Halay çekip verilen ikramlardan yiyen işçiler ve memurlar, daha sonra kurban kesimine geçti. İşçilerle birlikte tekbirler getirip dualar okuyan imam, elektrik iÅŸlerinde çalışan işçilere göre dua etti. Dualarda “Allah’ım yüksek gerilim altında çalışan işçileri koru. İşçi kardeÅŸlerimize yardımcı ol” diye dualarını sürdürdü. Ardından tekbir getiren işçiler, birbirlerinin alnına kan sürdü.

İşte “muhafazakarlaşıyor muyuz?” sorusunun cevabı.  
Türkiyede muhafazakarlaÅŸma öyle boyutlara vardı ki 1 Mayıs tekbirlerle, tehlillerle  kutlanıyor.  Hocalar dualar ediyor, sloganlar “Tekbiiir”,”Allahü ekber”ÅŸeklinde oluyor.  İlahi  sesleriyle meydanlar inliyor.  Ve Dünya İşçi Bayramı Vanda böyle kutlanıyor. Vay be nereden nereye …

Birde Marksın ruhuna mevlit okutsaydınız birader de tam olsaydı. Rahmetlinin kemikleri sızlıyor. Engelse,Maoya çekiÅŸiyordur orada.”Ben size böyle mi öğrettim sizi gidi mirasyediler” diye. Azarın bini bir paradır herhalde.

Vakıa,olaya bizim açımızdan bakarsak, benim  en çok eksikliÄŸini hissettiÄŸim konu buydu. Solcu-marksist kardeÅŸlerimiz bu sendika, miting olaylarını çok iyi baÅŸarıyorlar. “Biz bu konuda onların ellerine su dökemeyiz” diye bizim sendika temsilcilerine söyler dururdum. Herkesin tecrübesinden yararlanmak lazım.Kur’anda Cenabı Hak “iÅŸi ehline veriniz” buyurmuyor mu? Onları da bu konuda istihdam etmek lazım.
İş yapmayan pörsür arkadaşlar. Şimdi namaza niyaza başlayan eski tüfek abilerimiz ne yapacaklar.Bir aşır oku,yok.. Bir ilahi söyle, yok.. En iyisi onlara da bu görevi vermek..
Bu bir devrimdir arkadaşlar.Yakında açılacağını umduğum Karl Marks Camiinin minberinden hocalarımızın bize şu hutbeyi okuyacakları günler yakındır.

Cumanız mübarek olsun..

Bu arada 1 Mayısı Resmi tatil ilan etmeyen hükümeti kınıyorum..

Tarih : Mayıs 8th, 2008 Yorum : Yorum Yok Kategori : yaşanmış irtica geyikleri
Etiket :

Geçtiğim günlerde beni çok şadeden bir haberle karşılaştım.
Her haber insanı üzecek değil ya. Bu haber de beni sevindirdi.
Haber ÅŸu:

Türk internet korsanları, İsrail’in Filistin’e yönelik katliamlarını, yüzlerce İsrail sitesini ‘hack’leyerek protesto etti

Kendilerine AKINCILAR adını veren Türk internet korsanları, Filistin’e yönelik katliamları nedeniyle, İsrail’e misilleme yaptı.

Efendim, siber mücahitler İsrail sitelerini bombardımana tutup siteleri çökertmişler.
Bunun bir başlangıç olduğunu düşünüyorum. Siber mücahitlik konusuna artık eğilmenin zamanı geldiğini düşünüyorum. Artık bizim gençlerimize cihat ruhunu aşılamamız gerekiyor.
“Kim içinde cihat düşüncesi olmadan ölürse cahiliye ölümü üzerine ölür” sırrınca gençlerimize cihadı özendirmeliyiz. Bizden önceki nesil, cihat düşüncelerini teoriden pratiÄŸe geçirmek için Afganistanlara, Filistinlere, Çeçenistanlara azm-i rah etti. Bir çoÄŸu oralarda ÅŸehid olup, ÅŸehadet ÅŸerbetini nuÅŸ etti.
İmdi bizim gençliğimiz bu düşünceden uzak görünüyor. Ömrünü bilgisayar başında geçiren gençlerimiz bu cihat arzularını ve isteklerini ne ile gerçekleştirecekler. İslam kolaylık dinidir; ömürlerini bilgisayar başında geçiren gençlerimizin de bilgisayar başında yapacakları bir cihat dahi mutlaka vardır.
Ayet ve hadislerin meallerinden anlıyoruz ki;
Cihad: 1- Canla olur. 2- Malla olur. 3- İlimle olur.4- Dil ile olur.
Buradan hareketle cihadın siber alemde de yapılacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Siber cihadı kurduğumuz sitelerde irşat ve tebliğ faaliyetleriyle yapabileceğimiz gibi site çökertmek suretiyle de yapabiliriz.
Demek saatlerini internet başında geçiren gençler kendilerine birer site kurararak cihat faaliyetlerine girişebilirler. Burada yazılar yazarak, merak ettikleri konuları tartışarak, bildiklerini aktarıp bilmediklerini öğrenerek vakit geçirebilirler. Bilgisayar konusunda malumatı çok olup hacka merak salanlar ise zararlı siteleri hacklayarak,İslam ve Türklüğün(Bkz.İsmet Özel Türklük tanımı) aleyhinde olan siteleri durdurarak cihat edebilirler.
Erbabınca malumdur ki; Hack denen bir siber savaş çeşidi vardır.
Hackın caiz olup olmaması ulama arasında mübahese konusu olmuştur.
Ulema-i benamdan Zekariyya White hocanın bu konuda bir fetva verdiği ancak ilk hacka da kendisinin maruz kaldığı söylenir.

Türk eÄŸitim sisteminin gerçeklerinden olan, “sopayı ilk getiren üzerinde saÄŸlamlığı denenir” kuralı hocaya uygulanmış anlaşılan.

Güya hoca “zararlı siteler haklanır” demiÅŸ, hackerler de hocanın sitesini zararlı bularak onu haklamışlar.(yada heklemiÅŸler) Milletin aÄŸzı torba deÄŸil ki büzesin!

Vel hasıl;
Cihadın her nevi makbuldür ve dahi günümüzde küffara karşı siber cihatla hepimiz mükellefiz.
Beyit:

“selam siber mücahit, selam senin ruhuna
selam siber mücahit,selam senin duyguna

Tarih : Mayıs 8th, 2008 Yorum : Yorum Yok Kategori : Güncel
Etiket :

Hakan Şükür’ün “Bu derbi Kutlu doÄŸum haftasına yakışır bir derbi olsun” sözleri Galatasaray camiasını ayaÄŸa kaldırmış. YaÅŸlı oldukları  için kolay kolay ayaÄŸa kalkmayan Dernek yetkililerinin bu vesileyle ayaÄŸa kalkması iyi olmuÅŸ.  Zira  uzun süredir ayaÄŸa kalkmadıkları için pek çoÄŸunun maazallah mafsalları kireç baÄŸlayacaktı.  Ayrıca büyüklerimizin deyiÅŸiyle “öfke baldan tatlıdır” ve “kalbin çarpması için neden lazımdır”. Hiç bir hedefi olmayan bu insanları harekete geçirdiÄŸi ve onları öfkelendirerek bal lezzeti sunduÄŸu  için Hakanı bir kez daha kutlamak lazımdır.

İşte bu beyler Galatasaray camiasına yakışmayan bu davranışı telin etmek ve Galatasaraydan irticayı kovmak için Anıtkabir ziyaretine gidip durumu Ataya şikayet etmişler. Şikayetnamede Ünlü şarkıcı Candan Erçetin hanım camia adına Ata’ya söz vermiş ve Anıtkabir özel defterine şöyle yazmış:
 “Her ahval ve ÅŸerait içinde vazifemizin bilincinde olarak bize çizdiÄŸin laik ve çaÄŸdaÅŸ yoldan asla ayrılmayacağımız gibi, gaflet, delalet ve hıyanet içinde bulunma cüretini gösterenler karşısında ilke ve devrimlerinin her daim bekçisi olarak bizi bulacaklardır.”

Aslında ÅŸikayeti Adnan Polata yapsalar daha kesin bir sonuç alırlardı ya neyse. Belki bir bildikleri vardır. Atatürk Adnan Polatın rüyasına girerek gerekli talimatı verecektir. Candan Hanım ÅŸikayetnamesinde “gaflet, delalet ve hıyanet içinde bulunma cüretini gösterenler karşısında ilke ve devrimlerinin her daim bekçisi olarak bizi bulacaklardır” cümlesiyle  Hakan’a gözdağı vermektedir.Burada Hakanın hem gaflet, hem dalalet hem hıyanet içinde bulunduÄŸu söylenmektedir.Aslında gaflet ve dalaletve hıyanetin futbolda özel anlamları vardır.
Örneğin maçta avanak  avanak gezmek gaflet olarak tanımlanır, gafleten gol yenir.
Dalalet kaleyi şaşırıp kendi kalesine gol atmaktır.
Hıyanet ise şike yapmak, karşı takıma maçı satmaktır.
Hakanın gaflet ettiği maçlar elbette olmuştur ama dalalet ve hıyanet bölümü ile ilgili ben bir şey hatırlamıyorum.  
Ama koskoca dernek üyelerinden daha iyi mi bileceğiz?.
Elbette onların daha derin bilgileri vardır bu konuda.

<p>Hakanın askerliğide sayılırsa emekliliğinin geldiğini düşünüyorum.
Ben kendimi bildim bileli Hakan Galatasarayda oynar.
Bence dernek üyeleri Anıtkabir ziyaretine harcıyacakları parayı Hakanın jübilesine harcasalardı böyle ikide bir Anıtkabire gitmek zorunda kalmazlardı.
Hakanda laf, dinimizde kandil çok.
Fıkra:
Dedesi torununa:”YavrucuÄŸum bir daha o küfrü etmezsen sana 5 lira veririm”
Çocuk:”Dede, ben bir küfür daha biliyorum en az 10 lira eder”

İşittiğime göre Anıtkabire çıkarma yapan dernek üyelerine Vakit muhabiri olduğu sanılan birisi tarafından bir kaç soru sorulmuş ve dernek üyelerinin tepkisine neden olmuş.
Vakit muhabiri star kimliÄŸi ile ziyarete katılmış ve dernek üyelerine Galatasarayın sembolü olan Aslanın lionsların sembolleriyle iliÅŸkisi olup olmadığını sormuÅŸ. Henüz cevap almadan “Atatürk mason cemiyetlerini zararlı kabul edip kapatmıştı.Bu konuda bir ÅŸeyler diyecekmisiniz?” diye sormuÅŸ.
Allahtan çağdaş gazeteciler tarafından herif sus-pus edilmişte büyük bir skandal önlenmiş.
Acaba basın ve yayın dernek temsilcileride Anıtkabire bir çıkartma yaparak “içlerindeki İrlandalıları” temizleseler fena olmaz mı?

Tarih : Mayıs 8th, 2008 Yorum : Yorum Yok Kategori : Güncel
Etiket :

Türkiye son bir haftayı yine Fethullah Gülen’le geçirdi. Önce dünyanın yüz entellektüeli arasında dini liderler kategorisinde ilk beÅŸe aday gösterildi. Sonra Hakan Şükür ve  Kutlu DoÄŸum Derbisi dolayısıyla tartışıldı. Dün New York Times  gazetesine manÅŸet oldu. Bugünde Ali Bulaç tarafından kurduÄŸu cemaat “küresel cemaat” olarak nitelendirildi.

Fethullah Hocanın ülkeden uzak olduÄŸu halde gündemi bu kadar etkilemesinden anlaşılıyor ki eÄŸer Türkiyede olsa ondan baÅŸka bir ÅŸey konuÅŸamayacağız. Onun Türkiye’ye dönmemesi için çalışanlar o zaman herhalde çıldırırlardı.(Deli raporu alamaları için tanıdıkları devreye sokabilirim).Aferim, akıllı adamlarmış boÅŸa kürek çekmiyorlar yani.

Yalnız Fethullah Hocanın Türkiyeden gitmesi kanaatimce iyi olmadı.Türkiye boyutlu cemaat artık küresel bir boyut kazandı.Baksanıza New York Times gazetesine manşet oluyor. Bildiğim kadarıyla bizim en kalantor adamlarımızın orada ancak kayıp ilanı bölümünde adları geçer.

(Nüfüs cüzdanımı kaybettim. Hükümsüzdür. RTE) ( Subaydan 2005 model araba MYB )( Başbakan adayıyım. İstediğiniz ülkede yapabilirim. DB ) gibi ilanlarda görebiliriz ancak isimlerini.

Demek FG Hocamız Amerikada da boş durmamış. Okullar açtığını duyuyorduk ta basın konusunda bilgimiz yoktu. Şimdi ayan oluyor ki, basını da bir taraftan ele geçirmeye başlamış. Yakında Ahmet Çalık NY Times ve CNN televizyonlarını satın alırsa şaşırmam.

Zaten Hillary hanımı kafalamışlardı. Başkan seçilirse ilk ziyaretine gideceği kişi FGülen hocaydı.Bu konuda şaka yapmıyorum.Linklerini bulup buraya iliştireceğim.

Ama küresel cemaatin küresel rakipleri olması kaçınılmazdı. Nitekim öyle oldu ve açık ara başkan seçileceği tahmin edilen Hillary hanımı (Mü)Barak Obama ile durdurdular.Henüz Amerikada yeni olduğu için yahudi lobisi karşısında ilk yenilgisini alması kaçınılmazdı.

Güzel beyittir:Gaalip sayılır bu yolda mağlup. 

Ancak hiç şüpheniz olmasın bu seçimlerde olmasa bile önümüzdeki seçimlerde mutlaka FG Hocamız adayını ABD başkanı olarak seçtirecektir.

Tabii “Küresel Cemaat” olmak için küresel oynamak lazım.  Nasıl mı?

Mesela İhsan Kalkavan Amerikada bir banka satın alır. Bill Gates,Mark Zuckerberg  gibi zenginlerle tanış olur. Onları sohbetlere getirir. Hocaefendiyle tanıştırır. Dünyanın en zenginlerinden yüz kişi getirse en az on tanesini bu işe ikna eder. Ve gelsin küresel hizmet. (Belki de başlamıştır.)

Hemen bir basketbol takımının başkanlığına aday olur.Orlando Meciks, Şikago Bulz ilk etapta akla gelenler. Hidayet, Mehmet, Mirsad hocaefendinin yanına gelip gitmeye, yanlarında basketbolcu arkadaşlarını getirmeye başlarlar.

Yine ünlü şarkıcılardan bir kaçı hizmetle tanış olur.Bir kutlu doğum proğramı arkasından ilahi kasetleri doldurulur.İnsanlar hergün birinin Fetullah Gülen sempatizanı olduğunu duyarlar.  Hayranı oldukları yıldızların birer birer kaydığını görür, ardından onlarda aynı yola iltihak ederler.  Amerika bu yeni trend karşısında şaşkındır.

Artık Amerikada gündem FGülen’dir. İnsanlar hep onu tartışırlar. Tabi bunun için olmazsa olmaz Türkiye’deki muhalifleridir. Cumhuriyet gazetesinin Amerikada Republik gazetesini açması vaciptir. “Amerikanın aydınlık insanları size Republik okumak yaraşır” sloganları, “Tehlikenin peÅŸindeyiz” reklamları olur.

Ancak orada FGüleni suçlarken Amerika, CIA, BOP’tan bahsetmezler. BaÅŸka bir argüman bulmaları gerekir. ÖrneÄŸin İran ve Kuzey Kore ile baÄŸlantılarından bahsedilir. Irkçı Turancı-Arap milliyetçisi ve Yahudi düşmanı olduÄŸu söylenir.

Sözü Necip Fazılın bir öngörüsü ile bitirelim;

“Batı hayranı bu millet birgün batılıların müslüman olduklarını görürlerse “Aman ne güzel ÅŸeymiÅŸ,ÅŸimdiye kadar neden aklımıza gelmedi” diye tekrar İslama sarılacakalar.”

Velhasıl FGülen hocanın Türkiye’ye dönmesini bekleyenler çok beklerler.Birgün Hocaefendinin “Buraya 1milyon kiÅŸi istiyorum” dediÄŸini duyarlarsa bu yazıyı bir daha okusunlar.

Tarih : Mayıs 8th, 2008 Yorum : Yorum Yok Kategori : Güncel
Etiket :

Madde 12- Kimsenin özel yaşamına, ailesine konutuna ya da haberleşmesine keyfi olarak karışılamaz, şeref ve adına saldırılamaz. Herkesin bu gibi karışma ve saldırılara karşı yasa tarafından korunmaya hakkı vardır.

Bugün okulda İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini dağıttılar.Kitapçığın giriÅŸinde; “dünyanın en sıkı ÅŸekilde saklanan sırrını açıklıyoruz” yazıyordu. Eve geldim,haberleri incelemeye baÅŸladığımda Vatan gazetesinin ortalığı ayaÄŸa kaldırdığını gördüm.Güya muhabirleri “tarikatçılar” tarafından darbedilmiÅŸti.

Muhabirlerinin ÇavuÅŸbaşında ne aradıkları, ya da bir bahçenin duvar parmaklıklarına niçin tırmandıkları konusunda bir bilgi yoktu. Sadece “gerici, yobazlar muhabirlerimizi tartakladılar.İşte fotoÄŸraflar” yazıyordu. Resimlere baktığımda bana pek ÅŸirin gelen takkeli,cübbeli ve sarıklı kardeÅŸlerimi gördüm.Jandarma araçlarına bindirilirken ve inerken fotoÄŸraflarını yayınlamışlardı.

İnsan hakları evrensel bildirgesinin ilgili maddesini ustaca gizleyen Vatan bir empati yapsın önce. Kimsenin evinin duvarlarına tırmanmış insanlara ;”KardeÅŸ, oradan iyi fotoÄŸraf alamazsın gel içerden al” diyeceÄŸini zannetmiyorum. Hele  basın yayının her zaman kendilerini 1 numaralı düşman olarak gösterdiklerini,her gün fotoÄŸraflarını basarak eÄŸlendiklerini düşünürsek.Bayram hocayı İsmailaÄŸa camiinde ÅŸehit ettiklerinde aynı basın maktulun deÄŸil kaatilin ağıdını yakmıştı.O zaman da cami cemaatine “iÅŸte kaatiller” diye manÅŸet atmışlar ve tutuklanmalarını istemiÅŸlerdi.

Uzun lafın kısası Vatan belasını bulmuş.

Vatan gazetesi hakkında uzun süredir yazmayı düşünüyordum;

“Bu Vatanı kim durduracak” diye.

Kışkırtıcılığın her türlüsüne kucak açan Vatan Zafer Mutluya teslim edildiÄŸi günden beridir ortalığı karıştırmak için etrafta fink atıyordu. “Köşe yazarlarına yazayım.Bu konuyu bir ele alsınlar.Durum iyiye gitmiyor” diye düşünüyordum.Hele bu haberi okuyunca iyice endiÅŸelenmiÅŸ ve aklı başında birileri bu gidiÅŸe dur der inÅŸallah  demiÅŸtim. Gazetenin internet sitesi tamamen erotizm ve din düşmanlığı üzerine yayın yapıyordu. Bir de gazetenin logosuna “Atam izindeyiz” yazmışlar. Sanki Atatürk bunlara “bir elinde pornografi bir elinde İslam düşmanlığı” olan bir yayın politikası önermiÅŸ. Bir kaç haftadır Peygamberimize yapılan hakaretlere yorum özgürlüğü adı altında yer veren Vatan gazetesi her kesimden insanı tedirgin ediyordu. (Bir örnek)

Neyse bugün Vatan belasını bulmuş anlaşılan.

Bu yüzden Vatanı tedip eden  ellere “uzat o mübarek eli öpeyim” diyorum.

Tarih : Mayıs 8th, 2008 Yorum : Yorum Yok Kategori : kartel medyası
Etiket :

Seferberlik

by admin

Türkiyede laik kesimler  seferberlik ilan ettiler. Herkesin sefer emri hazırlanmış. Günü geldiÄŸinde cepheye çaÄŸrılıyorlar. Her gün bir meslek kuruluÅŸunun ÅŸeriata karşı cihat ilanı ve seferberlik emri ile karşılaşıyoruz. “Acaba bizim sefer emri ne zaman gelecek?” diye meraklanmıyor deÄŸiliz hani.

Bir gün çağdaş basın yayın  diğer gün çağdaş sivil toplum örgütleri, çağdaş kadın dernekleri, çağdaş üniversiteler, çağdaş gazeteciler cemiyeti, çağdaş hukukçu dernekleri, çağdaş barolar, çağdaş lokantacılar, çağdaş muslukçular, çağdaş kokoreççi dernekleri ve burada ismini saymadığım için gönül koyacak diğer çağdaş dernekler.  Işığı gören geliyor pardon başına çağdaş titrini alan şeriata karşı cihat ve seferberlik ilan ediyor. (Bizde hoca gibi lambayı mı söndürsek acaba).

ÇaÄŸdaÅŸ ve ulusalcı camianın hergün “saat sıfır beÅŸ bugün acaba hangimizi tutuklayacaklar” stresi yaÅŸadığı gibi bizde “ÅŸimdi saat onyedi bugün hangi çaÄŸdaÅŸ dernek bize savaÅŸ ilan etti?” merakını yaşıyoruz. Bakalım bugünün talihlileri kimlermiÅŸ:

Gelin dinci ve şeriatçıyla savaşalım

ÇaÄŸdaÅŸ Sinema Oyuncuları DerneÄŸi’nin geleneksel ödül töreninde konuÅŸan Kadir İnanır ve Tarık Akan’ın konuÅŸmaları geceye damga vurdu: “Gelin hep beraber dinci, ÅŸeriatçı basına ve televizyonlara hayır diyelim ve çalışmayalım.

Çağdaş Sinema Oyuncuları Derneği’nin geleneksel ödülleri dün akşam sahiplerini buldu.

İstanbul Mövenpick Oteli’nde düzenlenen töreninde Türk Sineması Emek Ödülü’ne layık görülen Kadir İnanır ve Tarık Akan’ın konuÅŸmaları geceye damga vurdu. Kadir İnanır, çalışma ÅŸartlarının ağırlığını vurgulayıp, “Tek başına tavır koymak doÄŸru deÄŸil. Demokrasi, örgütlü toplumlardan geçer. Birbirimizle uÄŸraÅŸmaktan vazgeçelim, geleceÄŸimizi düşünelim” diye konuÅŸtu.

Tarık Akan ise ÅŸeriatçı eÄŸilimlere karşı çıkılması çaÄŸrısı yaparak şöyle dedi: “Bugüne kadar Kadir arkadaşımla ben, dincilere faÅŸistlere karşı, ülkenin adam gibi idare edilmesi için mücadelemizi verdik. Ama artık yaÅŸlandık. Gelin hep beraber dinci, ÅŸeriatçı basına ve televizyonlara hayır diyelim ve çalışmayalım.”

Öncelikle derneğe bir çift sözüm var:Çağdaş sinema sanatçıları derneği ismi dahiyane bir buluş olmuş.En az çağdaş kokoreççiler kadar başarılı.Gazanız ve gazınız mübarek olsun.(Bu çağdaşla başlayan dernekleri çağdaş ortak parantezine almak caiz midir?)
İkinci sözüm Kadir ve Tarık abilere,
Abiler, galiba iÅŸsiz kaldınız. Böyle bir açıklama ile “iÅŸ arıyorum” ilanı yapıyorsunuz. Açıklamanın zamanlaması bile size reklam oskarı getirebilir. Yalnız acı bir gerçek var ortada;CHP’nin uyduruk belgesele 4 milyon dolar ödediÄŸini duyan bütün sanat,reklam,dizi erbabı CHP binası önünde kuyruÄŸa geçmiÅŸ durumdalar. Pastadan bizde otlanalım telaşındalar.Hepsi CHP’nin ekabir takımına bugünlerde projeler sunuyorlarmış.
Ama hiçbiri sizin kadar ÅŸanslı deÄŸil. Sizlerin karizmaları ve yakışıklılıkları hepsini ezer geçer.Benim naçizane şöyle bir fikrim var; hani şöyle CHP’yi tüm dünyaya tanıtacak bir sinema filmi yapsakta bizde yolumuzu bulsak diyorum. Artık CHP nin küreselleÅŸme zamanı geldi de geçiyor. AKP’nin savunmasını 3-5 dile çevirme hazırlıklarına CHP’nin 10 dilde cevap vermesi vaciptir.(Bkz:Fetevay-i Baykaliyye cilt XXI) Bu en güzel bir sinema filmi ile olur.Bunun içinde elin gavurlarını baÅŸrolde oynatacak deÄŸiller ya. Kadir abi karizmasıyla,Tarık abide yakışıklılığı ile dünyanın gönlünü kazanır.Böylelikle AKP’ye küresel bir tokat atılmış olur.Daha lagendik,magendik”CHPden dünya sosyalistleri utanıyorlar” falan diye zırlayıp durmaz.
Bu arada banada bir sakal atarsınız herhalde.

Tarih : Mayıs 8th, 2008 Yorum : 1 Yorum Kategori : Sanat, portreler
Etiket :